7 Mart 2012 Çarşamba

Bilmem Bir Gün Denersin.

Amerikan hükümetinin tüm puştluklarına rağmen bir iyi tarafı var, winston üretiyorlar! diye geçirdi içinden, külü düşmek üzere olan sigarasından, yeni bir sigara tutuştururken. Dumanını altında amaçsızca beklediği sokak lambasına doğru püskürterek etrafı inceliyordu. Bir kedi geçti. Ve sonra bir araba. İki köpek. Ve bir araba daha. Yaşadığı dünya üzerinde kediler ve köpeklerin yaşayacak bir amacı varken kendisinin amaçsız kalmasına küfretti


.Takdir edildiği zamanları düşündü.İnsanlar en gereksiz zamanlarda senin yanında oluyor ve tam sendelediğinde kaçıyorlar. Şehirler arası bir yolculukta muavin ile şöför arasında geçen konuşmayı hatırladı. "Savaştan önce ne kadar gövde gösterisi yaparsan yap kaptan, savaş zamanı askerlerin yerinde yoksa bir boka yaramaz." Çevresindeki insanlar muavinin örneğindeki gibiydi. Savaştan önce gelip borazanlar üflüyor, davullar çalıyor, meşaleler yakıyor ve sen savaşmaya başladığında 100 mt. koşucularını aratmayacak bir hızla kaçıyorlardı.


2 büyük cadde ve 3 dar sokak aştığında onu hayatta tek anlayan adamın kapısının önündeydi. Kapı çalındı. Kapı açıldı. Soğuk bir selam, fazlası yok. Hissizleşmişlerdi. Birbirlerinin içlerini bildiklerinden "Seni gördüğüme sevindim adamım!" diyemiyorlardı. Biliyorlardı. Sadece onlar biliyorlardı. Görüldüğüne sevinilecekleri en son insanlar olduklarını! O üzerini çıkarırken evin sahibi emektar bilgisayarında eski bir Shoot Em Up oyunu oynuyordu. Geniş bir zombi grubunu pompalı tüfekle öldürdükten sonra kafasını kaldırdı. Gün içinde sokaklarda amaçsızca dolaşmış olan adamın yüzünde anlamsız bir gülüş belirdi. Hayatı boyunca sevmeden, en iyi yaptığı şeyi yaparak gereksiz konuşmaya başladı.

"Hayat shoot em up oyunları gibi olsaydı belki sigara içmezdim.Kim düşünmeden birini öldürebildiği halde sigara içer ki? Belki düşünmeyi bırakırsam sigarayıda bırakırım? Ne diyorsun değer mi?"

Sözleri boş duvarlara muhatap bulamayıp boş duvarlara çarptıktan sonra sahibine geri döndü. Sözler ile birlikte ev sahibide geri döndü. Elinde 2 bira ve bir küllükle. Onu dinlemediğini bildiği halde tekrar sordu. "Sen ne diyorsun bu konuya?" Bira kapakları döndü ve o standart cevap alındı. "Bilmem bir gün denersin." Onu dinlemiyordu. Fakat ona her zaman olmayacak planlardan ve konulardan bahsettiği için, bilmem derdi. bir gün denersin. Eski radyonun butonlarına basılmasına müteakkip oda Zeki Müren'in yalın sesi ile doldu. "Sen kimseyi sevemezsin.

Yanında susulabilecek insanlar çok azdır. Bu adam onlardan biriydi. Sesi fazla açık olduğu için bir diskoyu bombaladığını, fakat vicdanına yenik düşüp yangın tüpüyle içeriye daldığını, diskoya dolan karbonmonoksit gazından dolayı zehirlenip hastaneye kaldırıldığını bile öğrense, gelip başında öylece durabilirdi. Susanlar büyük yenilgiler almış bir zamanın yetenekli komutanlarıdır. Bir zamanlar ağzından çıkan kelimelerle bir kuşu ters uçmaya ikna edebilecek adamlar, yenilgilerinden itibaren sözcüklerini sadece hayatlarını devam ettirmek için kullanırlar.

Winston'un genzinde açtığı tahribatı hissederek boğazını temizledi. "Biliyor musun? Belki bir gün kitap yazarım. Beni kimse anlar mı biliyorum. İnsanlarla aynı dili konuştuğumu düşünürdüm bir aralar. Fakat öyle değilmiş. Cudi dağındaki bir kaçakçı ile İstanbul'daki iş adamı ne derece benzer bir Türkçe konuşuyorsa bizde insanlarla derecede aynı dili konuşuyoruz. Heh. Ne diyordum? Kitap. Eğer bir kitap yazarsam tüm sayfaları boş olur. Bence en güzeli odur. Bembeyaz bir boşluk. Hiç kirlenmemiş. Ondan güzeli mi var! Atardım altıma imzamı. Ne diyorsun sen kitap işine?"


Bilmem. Bir gün denersin.

0 yorum:

Yorum Gönder