24 Mayıs 2013 Cuma

Naylon Poşet Senfonisi

Naylon poşet hışırtısı misali, içimde tek notadan bir senfoni çalıyor. Gırtlaktan çıkmaz ama dillendirmeye çalışırsan rahat bırakmaz. Bizim tabaka bilmez. Nedir senfoni? Ben diyeyim Müslüm Gürses - Senin Eserin sen de Neşet Ertaş - Evvelim Sen Oldun. Bu konuşanlar bilge mi? Değil. Nereden en iyisini bilirler? Bilmezler, konuşmayın ulan o zaman! Bilge Kağan'ın selamı var. Geçenlerde kül tigin ile çilingire oturmuşlar. Gitmemişsin, inceden kırılmışlar. Çin Sedd'ine usta arıyorlarmış. Bir ara bakarsın. Onu boşver de, yaktım bütün gemileri. Tek notada tıkılı kaldım. Hayal mi? Gerçek mi? Diğer yarım nerde benim?

-Hışırdatmasana ulan şu poşeti! Amını siktiğimin şizofreni!

12 Mayıs 2013 Pazar

Yelkenler Fora Sancak Alabanda!

Hep sıkıntı oldu benim için yazı başlangıçları. Onun dışında başlangıçlarda iyiyimdir. Daha doğrusu iyiydim. Artık kimseye bahşedebileceğim bir başlangıcım kalmadı. Yusuf hep söylerdi bana. "Keke, çok kapılıyorsun. Boşver, siktiret diye." Neden dinlemedim? Çünkü sevdiğim tüm kadınları Azrail bana zimmetledi. Hepsi bu dünyadan kaçıp kurtulmak istiyordu. Deli mıknatısıyım, bunun başka bir açıklaması olamaz. Odamdaki oyuncak ayıcığı sürekli bıçaklamam gibi değil. Bir açıklaması var, ama sadece bir açıklaması var.

    Sanırım benim yanlışım hepsine "ortaçağ hanı" güveni vermekti. Ortaçağ hanlarında, seyahat edenler aylardır atın üstündeki yorgunluklarından kurtulur. Yaralarını sarar ve çekip giderlerdi. Artık han değil, hancı değil. Koca yelkenli bir gemi olacağım. Gövdesi suntadan, direği meşe ağacından. Rüzgar nereye sürüklerse oraya gideceğim, direnmeyeceğim. Kaptanımız Temel Reis. Gemimize hoşgeldiniz demek isterdim fakat tek yolcu benim. O zaman yelkenler fora, sancak alabanda!