Psychedelic, Türkçeleşmişi psikedelik. Çok dallı budaklı bir kültür. Psikedelik uyuşturucular,müzikler,resimler,sinema. Nedir? Kendimce yorumum; psikedelik kültürden anladığım "insan zihnini normalde ulaşamayacağı noktaya ulaştıran dış etkenler." bu herşey olabilir.
Peki ya kimse neden psikedelik siktiredişlerden bahsetmedi? İnsanlar umursamamanın ne kadar önemli birşey olduğunun farkında değil derler. İnsanoğlu herşeyin farkında. Ama popüler kültür manyaklığına gölge düşürecekse farkında olduğunun farkında değil. Anlatmak istediğim, zihninde tuttukların yükündür, belki kanatlanıp uçabilecek bir kartala kilolarca yük bağlamak gibi aptalca düşünceleri zihninde tutmak hamallıktır. Siktiret, aptalca arkadaşlıklarını siktiret. Egolarını siktir et. Bu argo üsluptaki bir "arın" çağrısıdır ve kafanı değiştiriyorsa bu da psikedeliktir. Kültüre, kavrama takılmadan. Eyvolle!
26 Aralık 2013 Perşembe
2 Aralık 2013 Pazartesi
Yeni dünya, ego, alışkanlıklar üzerine.
Birkaç gündür Yeni dünya düzeni, avm kültürü ve ego üzerine bir yazı yazmayı planlıyordum. Ne kadar planlasam da ortaya giriş bölümünü bile çıkaramadığımdan yazmayı bir kenara almıştım. Ta ki bu güne kadar. Bir insan sizin söylemek istediklerinizi kendi dilinden o kadar güzel anlatır ki. bazen birşeyler yazmaya gerek kalmaz. Aşağıda yazılanları takip ettiğim bir forum sitesinde iki kişi arasında tartışılırken buldum.
Mukavim_ bunu yazdı
haci beni bir uzaylı olarak görün ve şu soruma cevap verin.
özellikle gezi ile patlak veren avm karşıtlığının felsefesi nedir?
doğa tutkusu, beton yığınlarının arasında boğulma ve fight club(sisteme karşı gelme, beyaz yaka vs vs) karışımı bir şey mi nedir cidden merak ediyorum.
özellikle gezi ile patlak veren avm karşıtlığının felsefesi nedir?
doğa tutkusu, beton yığınlarının arasında boğulma ve fight club(sisteme karşı gelme, beyaz yaka vs vs) karışımı bir şey mi nedir cidden merak ediyorum.
Hocam bilmiyorum hic avm de calistinmi veya calisipda gozlem yaptnmi bilmyrm ama benim icin avm dusmanligi 2 senedir avm de calisyrm halada devam ediyorum fakat ben yesil alanlara yapilmasini gectim
Bu avmlere gelen insanlari bi disardan gozlem yaparak izleme firsati bulsaniz yeminle insanliginizdan utanirsiniz insan bu kadar ucuz bi varlik mi derdiniz simdi diyebilirsiniz ki aq felsefe yapmak sana mi kaldi ama felsefe degilde gozlemle tabi olmus bii durum cunku iinsanlar aptallasti ya bildigin gerizekali oldular o avm ye girince kendilerini kaybediyorlar eline
azicik para geciren avm ye geldimi kendini kral saniyor hani eskiden insanlari ne bilim koy yerlerinde cocuklara tiyatro tanistirma etkinligi falan dduzenleniyordu simdi ise avm lere okullardan geziler geliyor ya boyle ornekleri daha da cogaltabilirlriz ben artik yesil alanini gectim bu avm karsitligindan cunku yesillikten once insanlarimizi insanligi kurtulmasi gerekiyor cunku insani kurtarirsak agaclar zaten kurtulur. Bi cafede oturup sabahtan aksama kadar oturup konusup dedikodu yapan kizli erkekli insanlar sosyallestiklerini zanneden bi nesil olustu ya amaclari sadece kiz erkek olan bi insan turu olustu o avmler artik alisveris yeri degil sadece ego tatmini icin bi beton armelere donustu insanoglu kendi yarattigi canavara yenik dustu bi drenkastayn dusunen bi bilgisayar yaratti sanki ve insanligi ele gecirmeye basladi lutfen kendimizi avm ye teslim etmiyelim .
Bazen söylemek istediklerinizi başkası çok başka bir dille söyleyebilir.
29 Ekim 2013 Salı
Kahramanlar sadece filmlerde kazanır!
Kahramanlık, insanlığın en şişirilmiş olgusu. Okuyan büyük gözbebekleri(Karanlıkta olduğunuzu düşünerek) ve solunumunuz bir an için duraksamış olabilir. Kahraman kimdir? Bir olayda, genellikle bir topluluk adına kendinden fedakarlık yapıp, canını tehlikeye atarak durumu grup lehine çeviren kişidir. Çoğu zaman beğenilme isteği yüksek, egosu da beğenilme isteği ile doğru orantılı kişilerdir.
Peki kahramanlık neden aptallıktır? Olası bir durumda, 30 kişilik bir grubun içinden canını tehlikeye atıp geri kalan 29 kişi için birşeyleri değiştirmeye çalışıyorsan ve aynı 29 kişi sen o işi yaparken çığlık atıp zırlıyorsa sormazlar mı adama? Sen misin bu kentin zaptiyesi diye? Kahramanlara herzaman ihtiyaç vardır. Bu yüzden çağlardır süren bir psikolojik manipülasyon vardır. Kahramanlık destanları, yiğitlik türküleri, şiirler, anıtlar. Kim kahraman olmak istemez? Bir daha düşünün;
Seyit Onbaşı hakkında herkesin az çok fikri vardır. Çanakkale savaşında 275 kglık mermiyi kaldıran Türk kahramanı. Hepimizin gönlünde büyük bir yeri vardır. Bilgisi olmayanlar için söylüyorum. Bu büyük kahraman 50 yaşında ilaçsız bir şekilde rutubetli bir oda da Verem hastalığından öldü.
Çok uzak değil birkaç sene önce Israil donanmasının tüm uyarılarına rağmen Israil karasularına girmeye çalışan ve kalleşçe katledilen Mavi Marmara gemisi mürettebatından 1 kişinin adını hatırlayan var mı?
İşin fantastik kısmına baktığınızda süperkahramanların vatandaş kişilikleri hep silik,sevilmeyen tiplerdir. Clark Kent, Peter Parker. Bu da insanlara bir "Kahraman olun!" manipülasyonudur.
Örnekleri uzattıkça gerisi gelecektir. Söylemek istediğim fikir şudur ki;
İnsanlar kahramanları sadece içinde bulundukları durumdan kurtulana kadar sever ve alkışlarlar. Daha sonra kimsenin aklına bile gelmezler. Kahramanlık yapılmalı mı? Hayat ne bir film, ne de bilgisayar oyunu. Sadece tek bir hayatınız var. Ucuz kahramanlık yapmak için fazlasıyla değerli. Alkışlanmak ve ego şişirmek için tehlikeye atmayın.
Peki kahramanlık neden aptallıktır? Olası bir durumda, 30 kişilik bir grubun içinden canını tehlikeye atıp geri kalan 29 kişi için birşeyleri değiştirmeye çalışıyorsan ve aynı 29 kişi sen o işi yaparken çığlık atıp zırlıyorsa sormazlar mı adama? Sen misin bu kentin zaptiyesi diye? Kahramanlara herzaman ihtiyaç vardır. Bu yüzden çağlardır süren bir psikolojik manipülasyon vardır. Kahramanlık destanları, yiğitlik türküleri, şiirler, anıtlar. Kim kahraman olmak istemez? Bir daha düşünün;
Seyit Onbaşı hakkında herkesin az çok fikri vardır. Çanakkale savaşında 275 kglık mermiyi kaldıran Türk kahramanı. Hepimizin gönlünde büyük bir yeri vardır. Bilgisi olmayanlar için söylüyorum. Bu büyük kahraman 50 yaşında ilaçsız bir şekilde rutubetli bir oda da Verem hastalığından öldü.
Çok uzak değil birkaç sene önce Israil donanmasının tüm uyarılarına rağmen Israil karasularına girmeye çalışan ve kalleşçe katledilen Mavi Marmara gemisi mürettebatından 1 kişinin adını hatırlayan var mı?
İşin fantastik kısmına baktığınızda süperkahramanların vatandaş kişilikleri hep silik,sevilmeyen tiplerdir. Clark Kent, Peter Parker. Bu da insanlara bir "Kahraman olun!" manipülasyonudur.
Örnekleri uzattıkça gerisi gelecektir. Söylemek istediğim fikir şudur ki;
İnsanlar kahramanları sadece içinde bulundukları durumdan kurtulana kadar sever ve alkışlarlar. Daha sonra kimsenin aklına bile gelmezler. Kahramanlık yapılmalı mı? Hayat ne bir film, ne de bilgisayar oyunu. Sadece tek bir hayatınız var. Ucuz kahramanlık yapmak için fazlasıyla değerli. Alkışlanmak ve ego şişirmek için tehlikeye atmayın.
31 Ağustos 2013 Cumartesi
İçinden Samimiyet Geçen Yazı
Yüzündeki kirli sakalın rengi kirli teni ile son derece anti-hijyenik bir uyum oluşturmuş olan davulcu davulun tokmağını gerekli ritim ile savuruyordu. "Davulun sesi uzaktan hoş gelir" demişler. Davulun sesi uzaktan da hoş gelmez aslında. Gelmeyeceğinin kendi kafasında bir dayanağı da vardı. Madem davulun sesi uzaktan hoş geliyor, neden Mehter takımının düşmanı korkutmak için çaldığı marşlarda davul var? Tezatın böylesi. Gerçeğin gölgesi! Uzun lafın kısası, davulun sesi uzaktan da yakından da hoş gelmez. Kötülediğime bakmayın hiç anti-davul bir kişilik değilimdir. Davulu hoş gösteren çalan davulcunun gülen suratı ve önünde halay çeken insanlardır. İnsanların göstermelik mutluluğunu gören diğer insanlar aynı göstermelik mutluluk furyasına katılırlar. Herkes mutluluk maskesinin altında, arka fonda davul. Çal kardeşim!
Birbirine iyi günler dileyen insanların samimiyetsizliği benden uzak dursun. 75 kuruş farkla extra boy samimiyetsizlik ve rol ister misiniz? "İyi günler!" Neden? Neden benim için iyi günler? Günümün iyi olması için senden bir şey rica etsem yapacak mısın? Ağız alışkanlığı besbelli. Bir iyi niyetin ağız alışkanlığı olması yeterince saçma değilmiş gibi insanların da neden iyi günler dilediklerini bilmemesi beni fazlasıyla yoruyor. Ben ağız alışkanlığından "Allah analı babalı büyütsün. Sevdiğine kavuşasın" gibi iyi niyetlerde bulunmuyorsam bunun sebebi sadece ağız alışkanlığı olmamasıdır. Tabi ayaklarımı baldırımın altına saklayıp, devlet raporlarına göre %1 bile engelli sayılmazken evime ekmek götüremiyorum diyen bir dilenci değilsem.
Tezatlığı bu kadar eleştirip aynı zamanda depresif bir ruh hali içinde palyaçoluk yaptığımdan kapısındaki süslü isimlikte banko "PSI" bulunan amca ve teyzeleri çok ziyaret eder oldum. Ve bu kısalı uzunlu ziyaretlerim sonucunda şunu anladım. Psikiyatrların ağzı laf yapsa psikologlar aç kalırdı.
İsim fikri için Ferhan Şensoy'a sonsuz teşekkür ve saygılarımla.
Birbirine iyi günler dileyen insanların samimiyetsizliği benden uzak dursun. 75 kuruş farkla extra boy samimiyetsizlik ve rol ister misiniz? "İyi günler!" Neden? Neden benim için iyi günler? Günümün iyi olması için senden bir şey rica etsem yapacak mısın? Ağız alışkanlığı besbelli. Bir iyi niyetin ağız alışkanlığı olması yeterince saçma değilmiş gibi insanların da neden iyi günler dilediklerini bilmemesi beni fazlasıyla yoruyor. Ben ağız alışkanlığından "Allah analı babalı büyütsün. Sevdiğine kavuşasın" gibi iyi niyetlerde bulunmuyorsam bunun sebebi sadece ağız alışkanlığı olmamasıdır. Tabi ayaklarımı baldırımın altına saklayıp, devlet raporlarına göre %1 bile engelli sayılmazken evime ekmek götüremiyorum diyen bir dilenci değilsem.
Tezatlığı bu kadar eleştirip aynı zamanda depresif bir ruh hali içinde palyaçoluk yaptığımdan kapısındaki süslü isimlikte banko "PSI" bulunan amca ve teyzeleri çok ziyaret eder oldum. Ve bu kısalı uzunlu ziyaretlerim sonucunda şunu anladım. Psikiyatrların ağzı laf yapsa psikologlar aç kalırdı.
Samimiyetsiz olmayın. Rol yapmayın. Açık sözlü olun. İnsanların işlerine gelmeyecek, önce kınayacak, sonra alışacaklardır.
İsim fikri için Ferhan Şensoy'a sonsuz teşekkür ve saygılarımla.
24 Mayıs 2013 Cuma
Naylon Poşet Senfonisi
Naylon poşet hışırtısı misali, içimde tek notadan bir senfoni çalıyor. Gırtlaktan çıkmaz ama dillendirmeye çalışırsan rahat bırakmaz. Bizim tabaka bilmez. Nedir senfoni? Ben diyeyim Müslüm Gürses - Senin Eserin sen de Neşet Ertaş - Evvelim Sen Oldun. Bu konuşanlar bilge mi? Değil. Nereden en iyisini bilirler? Bilmezler, konuşmayın ulan o zaman! Bilge Kağan'ın selamı var. Geçenlerde kül tigin ile çilingire oturmuşlar. Gitmemişsin, inceden kırılmışlar. Çin Sedd'ine usta arıyorlarmış. Bir ara bakarsın. Onu boşver de, yaktım bütün gemileri. Tek notada tıkılı kaldım. Hayal mi? Gerçek mi? Diğer yarım nerde benim?
-Hışırdatmasana ulan şu poşeti! Amını siktiğimin şizofreni!
-Hışırdatmasana ulan şu poşeti! Amını siktiğimin şizofreni!
12 Mayıs 2013 Pazar
Yelkenler Fora Sancak Alabanda!
Hep sıkıntı oldu benim için yazı başlangıçları. Onun dışında başlangıçlarda iyiyimdir. Daha doğrusu iyiydim. Artık kimseye bahşedebileceğim bir başlangıcım kalmadı. Yusuf hep söylerdi bana. "Keke, çok kapılıyorsun. Boşver, siktiret diye." Neden dinlemedim? Çünkü sevdiğim tüm kadınları Azrail bana zimmetledi. Hepsi bu dünyadan kaçıp kurtulmak istiyordu. Deli mıknatısıyım, bunun başka bir açıklaması olamaz. Odamdaki oyuncak ayıcığı sürekli bıçaklamam gibi değil. Bir açıklaması var, ama sadece bir açıklaması var.
Sanırım benim yanlışım hepsine "ortaçağ hanı" güveni vermekti. Ortaçağ hanlarında, seyahat edenler aylardır atın üstündeki yorgunluklarından kurtulur. Yaralarını sarar ve çekip giderlerdi. Artık han değil, hancı değil. Koca yelkenli bir gemi olacağım. Gövdesi suntadan, direği meşe ağacından. Rüzgar nereye sürüklerse oraya gideceğim, direnmeyeceğim. Kaptanımız Temel Reis. Gemimize hoşgeldiniz demek isterdim fakat tek yolcu benim. O zaman yelkenler fora, sancak alabanda!
Sanırım benim yanlışım hepsine "ortaçağ hanı" güveni vermekti. Ortaçağ hanlarında, seyahat edenler aylardır atın üstündeki yorgunluklarından kurtulur. Yaralarını sarar ve çekip giderlerdi. Artık han değil, hancı değil. Koca yelkenli bir gemi olacağım. Gövdesi suntadan, direği meşe ağacından. Rüzgar nereye sürüklerse oraya gideceğim, direnmeyeceğim. Kaptanımız Temel Reis. Gemimize hoşgeldiniz demek isterdim fakat tek yolcu benim. O zaman yelkenler fora, sancak alabanda!
29 Nisan 2013 Pazartesi
Kurtuluş!
Ama kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı. "Kurtuluş" dedim. "Ankara'da bir mahalle". Fazlası değil. Belkide bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok. Kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Mucizeler bitti. Doğmak yeterince mucizevi. Başka bir tane daha beklemek aptalca. Ölmek de ikincisi. Bunların arasında da hiçbir şey yok. Kimse beklemesin.
Hakan Günday - Kinyas ve Kayra
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)